

Küresel ticaret hacmi, küresel finans krizi öncesi hızlı bir şekilde artmış, küresel ticaretin büyüme hızı, küresel üretimin iki katından fazla olmuştur. 1947 yılından bu yana uygulanan ticareti serbestleştirme politikaları bu artışta rol oynamış, küresel üretime de katkı sağlamıştır. Üstelik ticaretin serbestleşmesi daha yüksek yaşam standartlarını beraberinde getirmiş, kişi başına gelir artmıştır. Küresel ticari entegrasyon artan küresel değer zincirleri ile yoksulluğun azalmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu trend küresel finans krizi ile birlikte yavaşlama eğilimine girmiştir. Toplam ihracat ve ithalatın gayri safi yurt içi hasılaya oranı olarak ölçülen ticari açıklık oranı, hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerde giderek azalmaya başlamıştır.
Ticari risklerin artmasında çeşitli faktörler rol oynamaktadır. Bunların başında pek tabi ki ticaretin serbestleşmesindeki azalış gelmektedir. Son yıllarda bölgesel ticari anlaşma sayısı önemli oranda azalmış, serbest ticarete getirilen engeller artmıştır. Tarife oranları artırılmış, ihracatta vergi getirilmiş ve gümrük işlemleri zorlaştırılmıştır. Sadece Ekim 2017 ve Mayıs 2018 arasında G-20 ülkelerinde 30’dan fazla ticareti sınırlayıcı önlemler getirilmiştir. Diğer bir sebep, ülkelerin uluslararası iş çevresine ilişkin ticari engelleri artırmasıdır. Örneğin Almanya’da girişimcilerin iş yapmasına ilişkin prosedürler zorlaştırılmıştır. Almanya’da iş kurma ile ilgili yerel sertifika gerekliliği getirilmiş, tarife oranları yükseltilmiş ve işe ilişkin güvenlik gereklilikleri arttırılmıştır. Talebin coğrafi kompozisyonundaki değişimler de ticari risklerin artmasında rol oynamaktadır. Özel kesim yatırım ve tüketimin talebe katkısı giderek azalmış, yükselen Asya ekonomileri ve Kuzey Amerika, bu azalışta en fazla payı olan ekonomiler olmuşlardır. Özellikle Çin ekonomisinin yavaşlaması küresel ticareti olumsuz etkilemektedir.
Ticari risklerdeki artış, fiyatlara yansımakta ve üretim maliyetlerinin artmasına yol açmaktadır. Örneğin ABD’nin çeliğin tarife oranını yükseltmesi, hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkilemektedir. Bir diğer sorun, artan enflasyonun faiz artışlarına yol açmasıdır. Bu da ülke ekonomilerinin bel kemiği olan KOBİ’lerin kredi kullanımlarını azaltmaktadır. Ayrıca ticari riskler, belirsizliklerin artmasına ve yatırımların azalmasına yol açmakta, verimlilik ve istihdam olumsuz etkilenmekte, küresel büyüme yavaşlamaktadır.
Özetle artan ticari riskler, daha büyük riskleri de beraberinde getirmektedir. Peki neler yapılabilir? Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ), küresel ticarette önemli bir oyuncudur ve ticaretin serbestleştirilmesinin arkasındaki güçtür. Bu yüzden DTÖ’nün güçlendirilmesi ve bunun da çok yönlü bir çalışma ile ele alınması gereklidir. Ayrıca, küresel e-ticaret, tam da bu dönemler için bulunmaz bir fırsattır. E-ticaretin yaygınlaştırılmasına ve uluslararası e-ticaret işlemlerinde yeknesaklığın sağlanmasına ihtiyaç vardır. Bir diğer çözüm de küresel ticari entegrasyonun arttırılmasıdır ki bunun için de ülkelerarası işbirliği güçlendirilmelidir. Aksi takdirde küresel ticari çatışmaların yaygınlaşması kaçınılmaz olacaktır.


